Esmâ-ül Hüsna (Es - Sabur) O, mühlet verip cezada acele etmeyendir
Hiddetle, kızgınlıkla muamele etmeyendir
O her dem sabırlı olan öfkeye yenilmeyen
Sevdiklerini para pula köle etmeyendir
(9 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsna (Er - Reşîd) O, dosdoğru selamet yolunu gösterendir
O, her işi hikmetli en büyük eğitmendir
Pek hassas bir düzenle kainatı yaratıp
Milyarlarca yıldızı gökyüzüne serendir
(9 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsna (En - Nâfi) O, yaratandır tüm menfaatleri
Namaz kıl terketme cemaatleri
Boş heves peşinde koşarak her gün
Boşa harcama sen hep saatleri

Esmâ- ül Hüsnâ (El - Mecîd)
Onun eşsiz şanı ne yücedir ne büyüktür
Hakk'ın huzurunda hep tüm boyunlar büküktür
Namaz kıl sen dâima beş vakit onu zikret
Namaz borcu ahrette nice ağır bir yüktür
(3 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ- ül Hüsnâ (El - Muîd)
O, dünyada öldüren, ahrette diriltendir
Bedenlerde bu canlar bize emanetendir
Kısa dünya hayatı bir anlık bakış gibi
Ahiretteki hayat ise ebediyendir
(3 Nisan 2008/ İstanbul)

Esmâ- ül Hüsnâ (El - Mumît)
O, bir süre yaşatıp, sonra da öldürendir
Kulunu hem ağlatan ve hem de güldürendir
O, hikmetli emirler bizlere hep buyuran
Bunları Kur'an ile, nebiyle bildirendir
(3 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ ( El - Kayyum)
O, gökleri ve yeri hep ayakta tutandır
Evreni genişleten çok yüce Yaradan'dır
O, bozulmadan koca devasa kâinatı
Kıyamete dek bize yuva yapan Rahman'dır
(3 Nisan 2008/ İstanbul)

Esmâ-ül Hüsna (El - Muahhir)
Dilerse kulunu sona bırakır eder o tehir
Belki hayır olabilir şerden görünse de zahir
Duayı bırakma asla, kesme Hakk'tan ümidini
Gün gelir bakarsın Mevla'm zehiri bal ediverir
(7 Nisan 2008/ İstanbul)

Esmâ-ül Hüsna (El - Vâli)
Koca kâinatı o, yönetendir daimâ
Haydi sen de al tekbir dur beş vakit kıyama
Bakıp gör evrendeki sayısız güzelliği
Olma birçoğu gibi sen de bakar kör âmâ
(7 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsna (El - Muksit)
O bütün işlerini denk, yerli yerinde yapandır
Her iki cihanda da en mutlu kul ona tapandır
Hep adalet sahibidir asla zulmetmez kimseye
Dikkat et bu yalan dünya binbir tuzaklı kapandır
(7 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsna (El - Ehad)
O, benzersiz olandır, emsalsiz ve de tektir
Mümin kullarına da her daim o destektir
İkiden bire gel sen, terk et ikiyi, üçü
Hakk'ı birleyen gönül, bal bal petek petektir
(7 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ- ül Hüsnâ (El - Celil)
O, tüm sıfatlarıyla pek büyüktür pek uludur
Ona iman edenler Hakk'ın bahtiyâr kuludur
Bütün güzellikler ve iyilikler Hakk'tadır hep
Aşk ile, sevgi ile, yüce gönlü dopdoludur
(2 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ- ül Hüsnâ (El - Mukıt)
Verir bütün mahlukatın o rızkını gıdasını
Hakk'ın yolunda gidersen görürsün hep faydasını
Şu pek değersiz dünyanın hep çeksen de cefasını
Günü gelir de cennetin sürersin sen sefasını
(2 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ- ül Hüsnâ (El - Gafûr)
Cenâb-ı Hakk'ın affı derya gibi ne de çoktur
İşlenen günah kalbe saplanan ateşten oktur
Bağışlanma dileyip çıkar her oku yürekten
Günahtan temizlenip kurtul alevli döşekten
(2 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ- ül Hüsnâ (El - Mu'izz)
O, dilediğine izzet, şeref verip aziz eyler
Hakk'a hakıyla kul olan üç günlük dünyayı neyler
Maddeye kul olanların hep nasıldır sonu bir bak
Cehenneme odun oldu nice hanım nice beyler
(2 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ- ül Hüsnâ (El - Bedî)
O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır
Ete ve kemiğe o, can verip ruh katandır
Merhamet ettiğini cennetine hep koyan
Gazap ettiğini de cehenneme atandır
(1 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ- ül Hüsnâ (El - Vâcid)
O, dilediğini dilediği vakit bulandır
ALLAH sameddir her zaman ihtiyaçsız olandır
O herşeyi yoktan var eden ilahtır yegâne
Vakti geldiğinde verdiğini geri alandır
(1 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ- ül Hüsnâ (Ez - Zâhir)
O, nice eserleriyle gün gibi âşikârdır
Bir bakıver kendine gör o ne de lütufkârdır
Sınırsızdır merhameti hiç sığmaz yere göğe
O, seven ve de sevilen eşsiz en büyük yârdır
(1 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ- ül Hüsnâ (ZÜLCELAL-İ VE'L İKRAM)
O hem sonsuz büyüklük, hem de ikramın sahibi
Var mı ondaki kerem, tükenmeyen ihsan gibi
Sen Hakk'ın yolunu seç, gir ulu bir saltanata
Davet eder cennete, çağlar ötesinden nebi
(1 Nisan 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ ( El - Veli)
O, mümin kullarının tek dostudur her dâim
Ondan pek de uzaktır nankör olan her zalim
Cenâb-ı Hakk'tan başka dost edinme kendine
Bunu emreder bize yüce Kur'an-ı Kerim
(30 Mart 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsna (El - Vekil)
O güvenilmeye değer ne de güzel bir vekildir
Ona sen hep itimat et o en sağlam bir kefildir
Yandıkça yanan her demde parıl parıl parlayan o
Âlemleri nurlandıran hiç sönmeyen bir kandildir
(30 Mart 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsna (El - Vehhab)
Bedelsiz armağan eden bağışı da çok olandır
O, sığınılabilecek en emniyetli limandır
Bin bir güzellikler ile o her dem dopdolu olan
Uçsuz bucaksız pek derin nice engin bir ummandır
(30 Mart 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsna (El - Vedûd)
O, çok bağışlayan çok da sevendir
Sevilmeye lâyık pek hoş yârendir
Sev sevebildiğin kadar sen Hakk'ı
O, dikensiz al al olmuş güldendir
(30 Mart 2008/ İstanbul)
Esma'ül Hüsnâ (El - Vasi)
Lütfu pek boldur onun pek geniştir rahmeti
Yeri göğü kuşatmış hep sonsuz merhameti
Sabah akşam tesbih et yücelt onun adını
Ona karşı her dâim eksik etme hürmeti
(14 Mart 2008/ İstanbul)
Esma'ül Hüsnâ (El - Vâris)
O, varlığı devam eden, servetlerin tek sahibi
Mal derdine düşmeyesin, hırs kör bir kuyu yok dibi
Niceleri geldi geçti şu dünyaya hep meyleden
Onlardan biri olma da, ol sen şanlı nebi gibi
(13 Mart 2008/ İstanbul)
Esma'ül Hüsnâ (El - Vâhid)
O'nun hiçbir şekilde asla ne bir benzeri
Ne bir ortağı vardır ne de başka bir dengi
Yegâne mâbudtur o kâinâtı yaratan
Yücedir, en güzeldir ALLAH 'ın her bir ismi
(11 Mart 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Et - Tevvâb)
O, tevbeyi kabul edip, bağışlayandır günâhı
Bin bir isyâna dalarak, unutma yüce Allâh'ı
Günâhlar perdedir elbet, Mevlâ'yla kul arasında
Kötülüğe batan halkın, bir bak nasılmış sabâhı?
(9 Mart 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Eş - Şekûr)
O, şükrün karşılığını katbekat verendir
Hakk'a şükreyleyen kulun yüreği gülşendir
Zikrullahla tatmin olur zikir ehli kişi
Allah 'ın ismiyle onun gönlü her dem şendir
(16 Şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Eş - Şehîd)
O her şeye şahittir, hazır ve nazır olandır
En mutlu, huzurlu kul, Allah aşkıyla dolandır
Uslu akıllı insan, sevap güllerini derip
Her günah dikenini teker teker hep yolandır
(16 Şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Es - Semî)
O, her şeyi işiten, duaları kabul edendir
Dâima kıl namazın, niyazla ol sen haşir neşir
Benliğini her dâim erit sen Hakk'ın potasında
Ruhun da arınsın hep, gönlünde hiç kalmasın kibir
(14 Şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Es - Selam)
Çıkarır her tehlikeden kullarını selâmete
Emin kılıp sıkıntıdan, koyar onları cennete
Selam verir müminlere cennet-i âlâ'da Mevla'm
Erer bahtiyâr kulları sonu gelmez saadete
(14 Şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Es - Samed)
Herşey ona muhtaç iken onda bulunmaz ihtiyaç
Kur'an-ı Azimüşşan'dır bütün dertlere tek ilaç
Her günah, yakan bir kordur tâ yüreklere tırmanan
Sen Hakk'ın cennettine koş cehenneminden de hep kaç
(12 Şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Er - Rezzak)
O, kullarına gökten ve yerden rızık verendir
O, müminlere en yakın, en sevgili yârendir
Sen sen ol her dâim kazan Rabb'inin sevgisini
Çünkü onun dostluğu, yücedir, ebediyendir
(11 şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Er - Rauf)
O, kuluna çok acıyan, kulunu çok koruyandır
Mekan ve zamandan arı, varlığı ayan beyandır
Dünyâda ve ahirette mutluluğu tadan kişi
Katiyen şirk koşmayarak, yüce Allah'a tapandır
(11 Şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Er-RAKÎB)
O, herşeyi görüp gözeten kontrol edendir
Evrenin tümü onun emriyle eder seyir
Kendini sen sakın ha başı boş sanmayasın
Kötülük emreden nefse olmayasın esir
(10 Şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Er- RÂFİ)
O, dilediğini derecelerle yükseltendir
İsterse rezil eden, isterse de yüceltendir
Cenâb-ı Hakk'a tâbi ol ki hep artsın derecen
Peygamberimizi sen örnek al yüksel ahlâken
(10 Şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (En - Nûr)
O'dur âlemleri hep nurlandıran
Her demde her şeye o'dur hükümran
Mümin kullarını karanlıklardan
Çıkartır aydınlığa o her zaman
(10 Şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El- MUĞNİ)
O, dilediği kulunu eder zengin
O yüzden olmayasın sakın miskin
Zengin olursan şayet bencil olma
Sen her zaman elinden tut fakirin
Esmâ-ül Hüsnâ (El- MÜZİL)
O, zillete düşüren, hor ve hakir edendir
Horluktan kurtulansa, hep Hakk yolda gidendir
Hakk yolunu tutmayıp, sapkınlığa düşense
Cehennemi kazanıp, cenneti kaybedendir
(9 Şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Mubdi)
O, mahlukatı örneksiz ve maddesiz yaratandır
Yarattıklarına pek çok güzellikleri katandır
Dev kâinata ibretle bak gör onun kudretini
Var ettiği her zerreye o imzasını atandır
(19 Ocak 2008/ İstanbul)

Esmâ-ül Hüsnâ (El - Müteâlî)
O, aklın tasavvurundan pek yüce olan Rahman'dır
İsyanlardan uzak kalmak belâya karşı kalkandır
Elinden geldiğince sen günâhlara dalıp gitme
Günâhkârın hazin sonu ateşte feryat figandır
(25 Ocak 2008 / İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Mucib)
O, her duayı işitip, ona icâbet edendir
En bahtiyâr kul yalnızca Allah'a rağbet edendir
Yüzyıllarca gönüllerde dâima taht kuran kişi
İlâhî aşkla dolarak sirkeyi şerbet edendir
(24 Ocak 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Mümin)
O, kuluna güven veren ve onu emin kılandır
Huzura kavuşan kişi, beş vakit namaz kılandır
En mesud kul, mümin olup, sonsuz mutluluğa eren
En hakir bedbaht kul ise cehennemde yakılandır
(24 Ocak 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Musavvir)
O, dilediği gibi tasvir eden, sûret verendir
Kullarının önüne nice nimetleri serendir
Bahtiyâr kul, nimetleri Hakk'ın yolunda kullanıp
Sonunda da Cenâb-ı Hakk'ın rızasına erendir
(9 Şubat 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El- Muhyî)
O'dur hayat veren, sağlık veren, can bağışlayan
Kur'an'ında Cenâb-ı Mevlâ etmiş bunu beyan
Sen elinden geldiğince her an Hakk'a kulluk et
Ömrünü boşa geçirip de etmeyesin ziyân
(13 Ocak 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El- Muhsi)
Sen bilmesen de o bilmekte herşeyin adetini
Görür o kulun gizli açık her faaliyetini
Her daim sen Cenâb-ı Hakk'ın rızasını gözet ki
Versin sana fazlından iki cihan saadetini
(13 Ocak 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El- MÜNTEKİM) O, suçluları cezalandırıp intikam alandır
Gazabına uğrayan herkesin sonu da hüsrandır
Mevlâ'nın merhameti gazabını geçmiştir kat kat
O, kullarına ihsan eden pek yüce Yaradan'dır
(13 Ocak 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Muktedir) Yalnız ve yalnız onundur ki varolan bütün kudret
Kudret sahipleri üstünde o'dur en büyük kuvvet
Kuvveti kendinde görme ki senden büyük Allah var
Kendini büyük sanıp olma sakın ehl-i delâlet
(14 Ocak 2008/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Mukaddim)
O dilerse öne alan dilerse erteleyendir
Kimisine hemen verir kimisini eder tehir
Asla olma aceleci kaderinde yazan olur
Hakk'ın hükmüne razı ol kazan tükenmeyen ecir
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Metin)
O sapasağlam olandır dayanıp güvenilecek
Hakk'ın takdiri kıyamet elbette bir gün gelecek
Dünya hayatı bitmeden, bir avuç toprak olmadan
ALLAH'a hep ibadet et ölüm sana gelene dek
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Melik)
O evrenin tek sahibi ve pek ulu hükümdarı
Tüm alemlerin ilâhı ondan başka da yok tanrı
O her şeye gücü yeten kudreti sonsuz olandır
Bir sevgili arama sen kendine ALLAH'tan gayrı
Esmâ-ül Hüsnâ (El- MÂCÎD)
O emsalsiz şanıyla yücelerden çok yücedir
Kudretiyle herşeyi yönetmekte o nicedir
Kâinat kitabını açıp okumalı harf harf
Bunu yapmak ALLAH'a kulluğun gereğincedir
Esmâ-ül Hüsnâ (MALİK-ÜL MÜLK)
Cenab-ı Hakk'tır her malın mülkün tek sahibi
Bu dünyanın değil cennetin sen ol talibi
Gerçek hazine yüce Hakk'ın sonsuz rızası
Bunu görmezden gelip olma sen Karun gibi
Esmâ-ül Hüsnâ (EL - LATÎF)
İhsan ettiği nice iyilik onun şanındandır
Her an ona itaat etmek Hakk'ın fermanındandır
Yardım eyler her dâim emirlerine uyanlara
Bu ilâhi hakikat Kur'an'daki beyanındandır
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Mütekebbir)
O pek büyüktür yüceliği sığmaz kelimelere
Kur'ansa hakikate açılan nurlu bir pencere
O, yerin, göklerin ve tüm alemlerin mimarıdır
Taşır silinmeyen imzasını mevcut her bir zerre
Esmâ-ül Hüsnâ (El- KUDDÛS)
Ne hata ne gaflet ne de noksanlık bulunmaz onda
Görülür kusursuz sanatı evrenin her yanında
Ne unutur ne yanılır ne de bir acz içindedir
Koskoca evreni hep ayakta tutar Hakk Tealâ
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Kerim)
Ondaki cömertlik ve ondaki lütuf kimde var
Yaratılan her kul bin bir nimete olur mazhar
Sen her dem şükreyle ki çoğalsın Hakk'ın ihsanı
Hem dünyada hem de ahirette hep ol bahtiyar
Esmâ-ül Hüsnâ (El- KEBİR)
O pek büyüktür ve de yüceler yücesidir
Onun yüce kadrini her dem bilmek gerekir
Sayısız nimetlerle donatmış her kulunu
Ona hep şükretmeli olmalı müteşekkir
Esmâ-ül Hüsnâ (El -Kaviy)
O âlemleri yaratan en büyük güç sahibidir
Hakk'ın eşsiz kudretiyle viran oldu pek çok şehir
Günahlardan hep uzaklaş sevaplarla sen kucaklaş
Versin sana Hakk Teâlâ nice nice sonsuz ecir
Esmâ-ül Hüsnâ (El- KAHHÂR)
Dilediği kulunu kahreder sonsuz azabıyla
Cehennemde yakar kül eder anbean gazabıyla
Sen sen ol yalnız ve yalnız Cenâb-ı Hakk'a kulluk et
Yanma kor ateşlerde mahvolmanın ıstırabıyla
Esmâ-ül Hüsnâ (El Adl)
Ahirette ve de dünyada tamdır adaleti
Sevmez o hiçbir zaman ne zulmü ne cehaleti
Hakk terazisi yanılmaz asla bir gram bile
Sevap kefesi ağır basana verir cenneti
(20 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El- Afüvv)
Affı mağfireti Mevla'nın pek boldur
Tövbe-istiğfar Hakk'a giden tek yoldur
Ne kadar çok günahın olursa olsun
Sığın Allah'a hepsini bir bir soldur
(20 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Ahir)
Yoktan hep var etti o koskoca kâinâtı
Yoktur Hakk'ın ne sonu ne de evveliyâtı
Günü geldiğinde yok etse de o her şeyi
Hep bâki kalacaktır onun mübârek zâtı
(20 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Hakem)
Hep en hayırlısıdır o hüküm verenlerin
Ahireti cennettir bu sırra erenlerin
O hükmedene kadar da sen dâima sabret
Bil ki budur düsturu her dâim erenlerin
(20 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Âlim)
Onun bilgisi deryalara sığmaz taşar
Sonsuz ilmiyle ne yanılır ne de şaşar
Gizliden gizli her bilinmeyeni bilir
ALLAH'ın sınırsız ilmi her aklı aşar
(21 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Aliyy)
Âlemleri yaratan ALLÂH ki pek yücedir
Kur'anla hep yüceliğini etmeli takdir
Kur'an'a ve kâinata ibretle bakmazsan
En aydınlık gündüzler bile her dem gecedir
(21 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Müheymin)
O kullarını koruyup kollayandır
Onun varlığıysa hep ayan beyandır
Ondan başka kendine bir dost arama
Her işini, sözünü Hakk'a dayandır
(22 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Azim)
Kimsede bulunmaz ondaki büyüklük ve azamet
Ne de büyüktür sahip olduğu o sınırsız kudret
Milyarlarca yıldızı yörüngesinde hep yüzdürür
Günü geldiğinde tek bir emriyle kopar kıyamet
(22 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Azîz)
Üstün kudret sahibi ALLAH galiptir her zaman
O yegane varlıktır katiyen mağlup olmayan
Ona teslim olup her dâim sen emrine uy ki
Cehennemden kurtulup ondan cennetini kazan
(22 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Bâis)
Bir emriyle öldürür diriyi, diriltir ölüyü
Bir bakarsın sapsarıyken yemyeşil olur yeryüzü
Nice peygamber gönderdi yeşertmek için ruhları
Ölü kalpler dirildi şifa oldu Hakk'ın her sözü
(24 Eylül 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Bâki)
Yıldızlar fâni, dünyâ fâni, insanlar fâni
Dün yeryüzünde olanlar bugün nerde hani
Gün gelecek şu koskoca evren son bulacak
İkram sahibi Rabb'in her dem kalacak bâki
(25 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Bâri)
Yaratmıştır evreni ALLAH kusursuz bir ahenkte
Her şeyi var etmiştir birbiriyle uyumlu renkte
Ovalar, dağlar, taşlar, kuşlar, ağaçlar velhasılı
Kâinâtın her zerresi onu her an zikretmekte
(25 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Basir)
Sen onu görmesen de hep görmektedir o seni
Saklı kalmaz bilir o, gizlinin en gizlisini
Güvenle gelmeyi istersen Hakk'ın mahşerine
Hep giy nerede olursan ol takvâ giysisini
(27 Eylül 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Bâsıt)
ALLAH hudutsuzca zengindir ve cömerttir dâima
Bol bol verir o rızkını iman eden kullarına
Nice zorluğu açar, genişletir, ferahlandırır
Bire on, bire yedi yüz verir kulunun sabrına
(27 Eylül 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Bâtın)
O, bakan gözlerden gizli, eserleri âşikârdır
O, eşi benzeri olmayan en büyük sanatkârdır
Tüm güzellikleri yaratmıştır üstün kudretiyle
Kullarına karşı Mevlâm ne kadar da lütufkârdır
(28 Eylül 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Berr)
Yaratmıştır o insanı bir damla sudan
O'dur sayısız nimeti cömertçe sunan
Kullarına karşı iyiliği pek çoktur
Ona şükredenin rızkı artar her zaman
(28 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Câmi)
O dilediğini, dilediği zaman toplayandır
Dilediğini, dilediği yerde ağırlayandır
Sekiz cenneti ve yedi kat cehennemi doldurup
Kimine azap edip, kimini de bağışlayandır
(28 Eylül 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Cebbar)
O, dilediğini yapmaya hep muktedirdir
Yerin ve göğün tek ilâhıdır o birdir bir
Rabb'ine karşı büyüklenip de kibirlenme
ALLAH'ın yüceliğini dâima et takdir
(29 Eylül 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Hafîz)
O, kullarını muhafaza eder türlü belâdan
Rabb'imizsin diye sözümüz vardır Kâlû Belâ'dan
Her çeşit musibetten her an uzak olmak istersen
Verdiğin sözü tut, ecrini bekle Hakk Tealâ'dan
(30 Eylül 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Ed - Dârr)
O, elem ve zarar verici şeyleri yaratandır
Her iki dünyâda ziyân eden günâha batandır
Sen sâdece o yüce Rabb'ine rağbet et dâima
En kârlı kul dünyâsını âhiret için satandır
(2 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Er - Rahim)
ALLAH'ın rahmetini anlatmaya yetmez mısralar
Asıl merhametini ahrette müminlere saklar
Bu dünyâda müminle kâfiri ayırdetmezse de
Öte dünyâda rahmetini kâfirlere yasaklar
(3 Ekim 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (Er - Rahmân)
ALLAH, uçsuz bucaksız bir rahmet denizidir
Şüphesiz, şefkatlilerin en şefkatlisidir
O, yeryüzünde merhamet eder tüm mahlûka
O, merhametlilerin en merhametlisidir
(3 Ekim 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Evvel)
Yüce zâtı ezeli ve ebedidir sonsuza dek
Âlemleri yaratmadan evvel ALLAH vardı bir tek
Ol emriyle yarattı tüm canlı cansız mahlukâtı
Onu candan da öte en sevgili yâr bilmek gerek
(3 Ekim 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El- GAFFÂR)
O, kalpten tövbeleri çokça kabul edendir
En bahtiyâr kul hep Hakk'ın yolunda gidendir
Pişman olarak bağışlanma dile Mevlâ'dan
Kalbinde yanan nedâmet ateşini dindir
(3 Ekim 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ ( El- Fettâh)
Nice zorlukları o gün gelir kolaylaştırır
Bir adımda kuluna ne zorlu dağlar aştırır
Her zorluğun da yanında o bir kolaylık verir
Güçlüğe sabredene yardımını ulaştırır
(4 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El- Ganiy)
Yalnız onundur göklerin ve yerin hazineleri
Kapsar sonsuz zenginliği kim bilir daha neleri
İhtiyaç duymaz hiçbir şeye herkes ona muhtaçtır
Bütün eksikliklerden uzaktır o ezelden beri
(5 Ekim 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ ( El- Habîr)
O herşeyin gizeminden, içyüzünden haberdardır
Her olaya vâkıfdır, tüm âlemlere hükümdardır
O kulunun açık gizli her günahını bilendir
Yalnız ona tevekkül et çünkü o hep payidardır
(6 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El- Hâdî)
O'dur dilediği kuluna hidâyet veren
Dilediğine dosdoğru hak yolu gösteren
Kimi gönüller vardır ki asla görmez Hakk'ı
Kimi kalpler vardır varlığın sırrına eren
(6 Ekim 2007/İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El- Hâfıd)
O, düşünüp de akletmeyenleri hep alçaltır
Hakk, tefekkür etmeyenleri eder kör ve sağır
Hayvanlar bile hep onlardan katbekat üstündür
Bu gibi kimselere ALLAH vermez hiçbir hayır
(6 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Hakîm)
Hakk'ın emirlerinde ne derin hikmetler saklıdır
O ne yaparsa ve neye hükmederse hep haklıdır
Her kim ki aklını Kur'an'ın hizmetine vermezse
Ondan hikmetli işler asla ve asla olmaz sâdır
(14 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Hakk)
O, emsalsiz varlığıyla hiç değişmeden durandır
Her halk ettiği canlıyı besleyen ve doyurandır
Kullarının her dâim doğru yolu bulması için
Kur'an'ında nice hikmetli emirler buyurandır
(14 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Halîk)
Herşeyi yoktan var eden, her canlıya can verendir
Bütün yazgıları yazıp, her kadere yön verendir
Ölümlü yaratılmışken, ölümsüzlüğe eren kul
Herşeyini fedâ edip, Hakk yolunda can verendir
(17 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Halîm)
O işlenen günahları cezalandırmaz hemen
Kurtulur azabından günahlardan tövbe eden
O kullarına her zaman yumuşak davranandır
Cennete giren oradan hiç çıkmaz ebediyen
(18 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El- HAMİD)
O'dur yalnızca hamdedilmeye layık olan
Onu hakkıyla tanımayan hep olur viran
Her varlık kendi diliyle yalnız onu över
Bildirir bize bunu Kur'an-ı Azimüşşan
(18 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Hasib)
O her kulunun her yaptığını hakkıyla bilendir
Herkesin hesabını görecek olununca haşir
Her kim ki hesabını veremezse Cenâb-ı Hakk'a
Cehennem ateşine atılır olur hor ve hakir
(18 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Hayy)
O dâima diridir ve herşeye gücü yetendir
Günde beş vakit onu yücelterek almalı tekbir
Onun ilmi sınırsızdır yere göğe asla sığmaz
Onu hep en güzel isimleriyle etmeli zikir
(19 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El- KÂBID)
O dilerse zengin, dilerse fakir kılandır
Sıkan, daraltan herşeye kâdir Yaradandır
Darlıkta ve de bollukta şükretmezse bir kul
Hem dünyada hem ahirette sonu hüsrandır
(20 Ekim 2007/ İstanbul)
Esmâ-ül Hüsnâ (El - Kâdir)
O, ol dediği takdirde herşey oluverir
Kiminden alır mülkü kimisine de verir
O, dilediğini yapmaya güç yetirendir
Hiç kuşkusuz onun varlığı ebediyendir
(26 Ekim 2007/ İstanbul)